AYLARIN SULTANI TEŞRİF ETTİLER

Resim

Ayların Sultan’ı teşrif ettiler… 

Ramazan ayı; şerefli, aziz, muazzez ve mükerrem! 

Bu mübarek ay ve hatırlattıklarıyla alakalı bir kaç kelam etmezsek olmaz. Her ne kadar son derece yoğun ve hummalı bir yardım ve gıda dağıtım faaliyeti telaşıyla oradan oraya koşturmanın içinde olsak da… 

“Hummalı koşturma?” 

Evet, 

Îlâyı kelimetullah davası için ayak bastığımız kara kıta Afrika ve mazlumlar ve masumlar ülkesi Asya için bir karıncanın acziyyetince tenleri kara, bahtları “kara” ama kalpleri bembeyaz insanların elinden tutabilmek gayretiyle bir koşturma bu… Hiçbir müptezel beklenti içinde olmaksızın hayatlarında ilk defa “imanla” tanışan insanların yanında olabilme gayreti… Damakları ilk defa bizimle “kurban” eti tatmış garipleri kardeşçe kucaklama arzusu… Mideleri ilk defa bizlerle beraber “üç çeşit yemeği” aynı iftar sofrasında bir arada gören Nijerli, Mozambikli, Komorlu, Sri Lankalı, Hindistanlı, Arakanlı, Filistinli can kardeşlerimizin yanlarında olma vefakarlığı… 

“Türkiye’de aç insan, muhtaç insan yok mu? Ne işiniz var Afrika’da! ” diyenlere aldırış etmeden “madem ki varız ve onlardan varlıklıyız, o halde yerimiz en fakir olanın yanıdır!” diyebilme iradesi… 

Mevzuyu planladığım mecrasından çıkarmadan devam edeyim… 

Elbette Ramazanı Şerifi her zaman olduğu gibi tüm dünya müslümanlarıyla beraber “alışageldiğimiz” şekliyle idrak edeceğiz. Madem ki bu ülkede yaşıyoruz, bu normal…

“Alışageldiğimiz” diyorum çünki her memleketin tarihsel, kültürel edinimleri o memleketin insanlarını topyekün kavrar, ancak asırlar içinde değişebilecek kalıcı alışkanlıklar meydana getirir. 

Evet, Ramazan ayı her yerde Ramazan ayıdır. Teravih, oruç, iftar, sahur isimler dahil aynıdır fakat kültürden kültüre bu güzelliklerin icra ve ifa şekli farklılıklar gösterir. Mezheplere göre var olan farklılıklardan bahsetmiyorum; coğrafyalara göre oluşan farklılıklardan bahsediyorum.

Teravih namazı hemen bütün dünyada aynı kılınır ama duygular, hisssedişler farklı olmak kaydıyla.. 

Oruç her yerde bildiğimiz oruçtur fakat sofralardaki çeşitlilik farklıdır. İstanbul’da iftar genelde çoluk çocuk, büyük küçük heyecanla beklenen bir ziyafet sofrasıyken yeryüzünün bir başka memleketinde bu, hayal dünyasının bir türlü ulaşılamayan kuruntularından ibarettir.

Teravih bizler için selam aralarında salatı ümmiyye okunan öncesinde ve sonrasında panayırlarda “keyif” yapılan bir dini aktivite görünümündedir amma öyle memleketler var ki bu Arz’ın üstünde, bizimle aynı kıbleye doğru secde eden niceleri orada bu gözümüzün nuru namazı “düşman hattında, kurşun altında” eda etmekteler… 

“Çeşidi en bol sahur, çeşnisi en bol iftar” bizde iken, yaşamı boyunca sahur ve iftarı aynı gün içinde peş peşe yapamayan nice garipler var dünyada… 

Biz, olmazsa olmazlar menüsü ile iftar ederken ışıl ışıl evlerimizde, “Allahım! İftarımı açabileceğim bir lokma ekmeğim yok yanımda ama sen benim iftarımı açılmış kabul et, sen benim orucumu tutulmuş say ya Rabbi!” diyen “kardeşlerimiz” başka gezegende değil, bu gezegende, az ötemizde…

Türkiye’de olduğum zamanlar iftar sofralarına oturduğumda hep bunlar gelir aklıma… Yeryüzünün onlarca, yüzlerce şehri var bildiğim, tanıdığım ve bu şehirlerde binlerce masum var tanıştığım; yardıma, kardeşlik eline, güler yüze, tatlı dile muhtaç… 

Davetlerde nedense o davetin maliyeti takılır aklıma ve garip bir hüzün kaplar benliğimi. O maliyetle kimi zaman “bir kişinin hatta bir ailenin tüm Ramazan boyunca tüketeceği erzakı almak mümkün” diye fikretmekten alamam kendimi… Boynum bükülür, ağzımın tadı kaçar ve içimi çeker düşüncelere dalarım… 

Ama öte yandan şükür ki onlar için Türkiye’deyimdir, onlar için Afrika’da, Asya’da… Onlara yardım edebilmek için… Şükür ki bu teselli eder beni hep, içimi ısıtır. Ülkemin ve dünyanın kalbi hassas insanlarını harekete geçirebilmek maksadıyla oradayımdır, buradayımdır; ola ki Afrika’daki, Asya’daki ve sair meleketlerdeki boynu bükük kardeşlerimi en azından Ramazan ayında hatırlayanlar olur ve “var mı bizim de yapabileceğimiz birşey” derler… 

Bu arada tabi ki “iftar etmeyelim”, “sıcak yaz günlerinin sonunda annelerimizin pişirdiği o nefis yemekleri yemeyelim” demiyorum. Onlar “açsa biz de aç kalalım” demiyorum. Sahip olduğumuz tüm güzelliklerin Cenabı Hakk’ın bir ikramı, bir lütfu olarak tahdisi nimet, şükranı nimet kabilinden tadına bakacağız elbette. Ama bu sahip olduğumuz güzellikleri ancak “sahip olamayan” kardeşlerimizle paylaştığımızda bir anlam ifade edeceğini de unutmayacağız. Dikkatleri çekmek istediğim konu tam olarak bu… 

Bu duygu ve düşüncelerle Ramazanı şerifiniz mübarek ve makbul olsun. 

Taravihleriniz, mukâbeleleriniz, oruçlarınız, dualarınız, hayırlarınız kabul olsun. 

Şu üç günlük Dünya’da hepimizin fâni olduğu bilinciyle, bir gün hem kendi nefislerimizden hem de Kürreyi Arz’ın her neresinde olursa olsun bize muhtaç olan kardeşlerimizin ahvalinden hesaba çekileceğimizin idrakiyle, herkese hayırlı, bereketli, feyizli, huzurlu Ramazanlar diliyorum. 

Son yılların nevzuhur “konserli, eğlenceli, müzikli, festivalli iftar yahut Ramazan” organizasyonlarından uzak duracağımızı zaten hatırlatmama gerek yok bile…

Başka ruhların mutluluğuna adanmış “ehli imân ruhlara” selam olsun!
Kalın sağlıcakla Efendim… 

Ahmet Kemal ÖNCÜ
Mauritius Adası/Africa

ahmetkemaloncu.wordpress.com
www.facebook.com/Mauriturk
www.facebook.com/ahmetkemaloncu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s