BURASI SURİYE, “YERMÜK MÜLTECİ KAMPI”… GIDA İÇİN BEKLEYEN BİNLERCE SURİYELİ…

Resim

 

 Bu hazin manzaraları görünce düşünmeden edemiyor insan… 
 
Hangimiz bu kampın içinde bulunan bir fert olmak isteriz? Anneler, babalar, kardeşler, eşler, yavrular… Kaybedilmiş, bir kurşuna, bir bombaya yazık edilmiş sevilen, özlenen, yolu gözlenen delikanlılar… Aylardır aç bî ilaç bir halk… Ölen yavrusuna dahi ağlayamadan açlığının peşinde bir dilim ekmeğinin derdine düşmüş kadınlar… 
Ne olduğuna bir türlü karar verememiş bir halde asırlardır “yanlış örgülenen” toplumsal ve kültürel sarmalların yakıcı sonuçlarıyla yüzyüzeler… 
Çöl insanının şehre inmiş inadıyla “Arap olduğunu söyleyenlerin” kabul edilemez gururu bir bedende, dünyaya yenik düşmenin, tepesine yağdırılan bombaları “üreten” değil “yemek zorunda olan” olmanın bedelini ödüyor. 
Siyasi istikrarına sahip çıkamamanın bedeli bu… Eğitimsizliklerinin, tüm Arap dünyasını kaplamış olan tembellik hastalığının bedeli… Son asrın yitik “İslam Kardeşliği’nin” acı bedeli… Fanatizmin, bağnazlığın, ötekileştirmenin, cemaat taassuplarından dolayı toplumsal bölünmelerin, inatla yüksek İslam medeniyyetine ayak direyip hâlâ “bedevî” kültürünü şehirlerde devam ettirmenin, paraya düşkünlüğün, ahlakî zaafiyetin, iç ve dış, maddi ve manevî temizliğe önem vermemenin, sözde hürriyet uğruna “hilafet birliğimize karşı” İngiliz istimlakçılarıyka işbirliği yapmış ihanet komitacısı dedelerin, hâsılı kalpteki ve dimağdaki cahilliklerin kurbanı olmanın bedeli… 
 
Biz de birebir aynısı olmasak da komşularımızla zaman zaman yakın tarihsel ve sosyal benzerlikler arzetmiyormuyuz sizce?
Mesela ötekileştirme hastalığımız yok mu? Okumayan, mana aleminde derinleşmeyen, yüce Din’ini layıkıyla yaşamayan hatta “kemalizm” gibi, “sosyalizm” gibi dine karşı kurulmuş sistemlerin takipçisi olup müslüman kalmaya çalışanlarımız çok mu az? Yüzlerce binlerce sûnî (yapay) cemaat ve cemaatçiklere bölünmüş bir toplum değil miyiz? Eğitim kurumlarını, askerini, politikasını, dış işlerini bir türlü oturtamamış, kâhir ekseriyyetiyle nasıl bir kültür, inanç ve siyasi alt yapıya sahip olacağına karar verememiş, şaşkın, yeni yetme bir ülke görünümü arzetmiyor muyuz? 
Evet, elbette ki güzelliklerimiz var. Elbette ki bizi farklı, değerli kılan tarihten bize miras özelliklerimiz var ama bunların da yavaş yavaş yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunun farkında değil miyiz?
 
Son yüz yıldır cânı gönülden, severek, inanarak hangi yüce ideal için birleşip çalıştık, ter döktük ve başardık? 
 
Millet olma, ümmet olma, topyekün kardeş olma bilincimizin yerine Cemaat olma, topluluk olma, grup olma, muhalif olma gibi daha ayrıştırıcı, daha bölüştürücü belki kendimizi bir süreliğine bulduğumuz, ifade etiğimiz ama “gerçek çemaat olma kültürmüzün” zayıflığından dolayı manüpile edilmelere açık, savunmasız ve ilimden mahrum mutaassıp yapılanmaları tercih etmiyor muyuz? Kendimize Müslüman kimliğimizden daha çok cematleşmelere ait tanımlamalar ve isimler vermiyor muyuz? Nurcu, Nakşii, Kadirii, Menzilci, Kemalist, Atatürkçü, Fetullahcı, Ülkücü, Tayyipçi, Devrimci … “Bize ve diğerlerine” böyle seslenmiyor muyuz?
Yakamıza İslam’ın tarih içinde oluşmuş anlamlı sembolü olan “al kan üstüne düşen ayyıldızlı” rozetimizi takmaktan daha çok partimizin, kulübümüzün, bizi tavlamış “masonik kaynaşma” derneklerinin, bir heves ya da bil mecbure paçamızı kaptırdığımız pazarlama şirketlerinin albenili rozetlerini tercih etmiyor muyuz? 
 
Evrensel “Muhammedî” mesajları kitapların açılmayan sayfalarında bırakıp isimleri ve şekilleri birbirinden farklı liderleri başımızın tacı, gözümüzün nuru yapıp evlerimize, işyerlerimize onların her yönden çekilmiş resimlerini birer gurur ve onur vesilesi olarak koymuyor muyuz? 
 
Ve nihayet ülkesi târumâr olmuş bu nâ tâlih insanlar gibi böylesi mahşerî mülteci kamplarında toplandığımızda mı anlayacağız kardeş olduğumuzu!
 
Çanakkale misali düşman tüm güçleriyle kapımıza yüklendiğinde mi hatırlıyacağız bu vatanın bizim olduğunu! 
 
İşte, özetle bu sabah gördüğüm bu resmin bendenize ihtar ettiği birkaç düşünceyi arzetmek istedim. 
 
Güzel, kadim, medeni, İslam Dünyası’nın medarı İftiharı, güçlü, akıllı Ülkem’in bir Suriye’ye dönüşmemesi için elimizde nasıl bir teminatımız var diye düşünmeden edemiyorum. Ankara’nın, Konya’nın, İzmir’in, Antalya’nın ve sair tüm Türkiye topraklarının bir “Yermük Mülteci Kampı” olmaması için neler yapıyoruz? 
Evlatlarımızı yetiştirirken “barış, iç huzur, kardeşlik, elele veriş, bilimde, fende ve ahlakta Dünya’ya örnek oluş…” Bunları mı önemsiyoruz? Yoksa, bölünüş, kavga ediş, devamlı birbirini hakir görüş, egolara, batıl inanışlara, mossadlara, CİA lere hatta Pensilvanya’lara kurban oluş… Bunlara mı feda oluyoruz? 
 
Artık biraz fikretmemiz gerekmiyor mu? 
 
Osmanlıyı asıl yıkan “Osmanlıya bir şey olmaz” inancıdır derdi üniversitedeki bir hocamız… Türkiye de bir devlettir, bir ülkedir, bir millettir, aynı Güneş’in altında aynı Arz’ı paylaştığı diğerleri gibi… Üzerimize düşen maddi ve manevi sorumlulukları yerine getirmezsek eğer, başka ülkeler ve milletler için geçerli olan “bu acı dünya kurallarının” bizim için de gerçekli olacağının nacizane altını çizmek isterim…
 
Şimdilik aklımdan geçenlere kalemimin takati bu kadar. 
 
Ağzımdan her zaman “politik bir söylem” sadır olmasını bekleyenleri yine beklettiğim için üzgünüm. “Dünya’nın ve Ahiret’in” apaçık gerçekleriyle öylesine hercümerc olmuş durumdayız ki “Poli ve tika” kelimelerine kıymet verecek zamanı kendimizde bulamıyoruz efendim. 
 
Sürçü lisan ettikse affola… 
 
Afrika’dan hasret dolu sevgi ve saygılarımla. 
 
Ahmet Kemal ÖNCÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s