BENİM SÖZLERİM GENÇLERE

Not: Bu yazı hiçbir topluluğu ya da grubu doğrudan hedef almamıştır. Hiçbir masum müslümanı rencide etme amacı gütmez. Sadece yaşanmış ve yaşanmakta olan bazı vak’aları gerçek kişiler üzerinden beyan etmektedir. Umulur ki yazının anlattıklarından bir takım gerçekleri görmek ve göstermek mümkün olacaktır. Yazının yararlılığı başkaları için geçerli olsa bile sizin için de geçerli olacağı garanti edilemez. Bununla beraber fikir ve idrak dünyanızda olumlu izler bırakacağını ümid ederiz.

Cenabı Hakk (C.C.) hepimize azami derecede anlayışlar ihsan etsin.

Kardeşiniz, Ahmet Kemal ÖNCÜ

Benim sözlerim gençlere, genç yüreklere.

Eskimiş, kıdemli Cemaat’cilere sözüm yok. Dönmezler, dönemezler. Artık menfaatler öylesine iç içe girmiş ki böylesi cemaatçi gürûhlar içinde, dönmek isteseler de dönemezler. Çünkü birçoğunun kalpleri ile kalıpları arasında Dünya var. Makam var, mevki var, para var, hırs var, tamaa var.. Ne acı ki onlar tâlibi oldukları Hakikatten fersah fersah uzaktalar.

Sözüm onlara değil, siz gençlere.

Fethullahçılığı bir dava, bir hizmet hatta bir “nurculuk” sanıp gönülden kendini kaptıran siz gençlere… Henüz dimağlarınız tam kirlenmeden, henüz kalpleriniz tam kararmadan, sizin de Rabbinizle aranıza bu göz alıcı “dünya” girmeden gelin şu sözlere kulak verin.

Esasen buraya kadarki ilk iki cümleden memleketimin bir çok cemaatinin de nasibi var. Derece derece herkesin hissesi var. Lütfen üzerimize alınmayalım demeyin. Her ne kadar sözüm gençlere olsa da birçoğunuzun geldiği kültürel ve sosyal backgroundu bilen bir kardeşiniz olarak, sizlerin de bu bir iki cümleden lütfen “rahatsız olmanızı” özellikle istiyorum.

İlk günkü niyyet ve saflıklarını korumaya “li hikmetin” devam eden cemaat ya da İslami oluşumlar bu yazımdaki bahsin dışında tabii. Ancak devam eden cümlelerimi okumaları onlar için de tecrübe edinme bakımından önemli olabilir. Bu güne kadar “ehli sünnet” çizgisinde halisane yürüttükleri faaliyetlerinin her zaman için bozulma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu daima hatırda tutmaları ehemmiyet arzediyor.

Bildiğiniz gibi sosyolojik tabirle, şu beşerî hayatta gruplar tek tek fertlerden oluşuyor. Topluluklar ya da cemaatler gruplardan… Ve cemiyyet de dağınık topluluklardan ve aynı hedefler için bir araya gelmiş cemaatlerden oluşuyor. Bunda, ihtiyaçlar, zorunluluklar, yaşanmışlıklar, ortak tarih, dil, din ve inanışlar birinci derecede rol oynuyor. Ve netice itibariyle toplumu oluşturan ana çekirdek en küçük eleman olan bireylerden meydana geliyor. Bireylerin fert fert islahı; cemiyyetin topyekün islahı, bireylerin fert fert deformasyonu da; cemiyyetin fevc fevc hüsranı demek oluyor.

Ve bu bireyler de nefis (nefs) taşımaktalar. Bütün kötülüklerin başı olan nefs… Nefsi emmare… Peygamberlerin şerrinden Allah’a sığındıkları nefis… Allah’ın biz kullarını daima şerrinden kendi nuruna sığınmamızı istediği nefs… Ve bu nefse de asla güven olmuyor. Netice itibariyle nefsin tasallutu ve tarassutu altında olan insan, her an grubu, grublarda her an daha büyük birimler olan cemaatleri, cemiyetleri bozabiliyor. Demek ki hiç birimizin iyilikte daim ve kaim olma meselesinde garantisi yok. Bu itibarla haktan ve hakikatten ayrılma ve uzaklaşma handikapı daima karşımızda hatta arkamızda, hatta tepemizde, hatta içimizde, damarlarımızda..

Bu şuurda olan kıymetli irfan, izan sahibi kardeşlerimin de bu seslenişime kulak vermelerini rica ediyorum.

Biliyorum her ne kadar kelimelerimi incitmeme esasına dikkat ederek kursam da konunun doğası gereği bazılarımız incinecektir. Onlar da, ama bu dünyada ama öbür dünyada bu kardeşlerini ya affedecekler ya da ona hak verecekler. Biz “zahire göre hükmeden” bir Pegamberin (sav) ümmetiyiz. Dolayısıyla zahire çıkmış argümanlar ışığında bir kanaate, bir hükme varıyoruz. Yazdığım konulara bir cevabı mukaddere olarak, “vardır bir hikmeti”, “olup bitenleri bizim anlamamız mümkün olmaz” yaklaşımı olursa eğer, bunun için bizim yapacak bir şeyimiz olamaz. Bu tür sosyal hipnoza tabi olmuş kitlesel tepkiler için bir çaremiz, bir ilacımız mevcut değil. Beşeriyyetin “bir takım gizli hikmetleri” anlama mecburiyeti olamaz.

Bugün konumuz en popüler olan üzerinden olacak. Türkiyedeki en popüler cemaat üzerinden.

Yazımın muhatabı “zamane gençleri” olduğundan lisanımı olabildiğince yalın bir hale gerirme gayretinde olacağım. Yalın ve anlaşılır.

Mevzumuz: Fethullah ve Fethullahçılık…

Evet, “Fethullah”ve “fethullahçılık” bizim gündemimize bugün girmiş değil. Yıllardır bilegeldiğimiz bir mesele. Bizler doğal olarak 2000’li nesillerin bildiğinden fazla sayıda Fethullah tanıdık. Daha en başından onun ve benzerlerinin bu millete nasıl servis edildiğini gördük bildik. Cenabı Hakka ne kadar şükretsek az.

Gençler, Fetullah ve fetullahçılık devir devir farklıdır..

Yardımcı olayım anlamanıza:

1970-1985 li yıllar arasındaki “Sünni ve Osmanlıcı Fetullah”

1985-1995 li yıllar arası “Alevi” Fetullah. Alevilerden kız alınır verilir, cem evlerine zekat verilir diye fetvalar veren, meşhur alevi dedesi İzzettin Doğan’ın kankası Fetulah. Yıllarca İzzettin Doğan üzerinden cem evlerine yardımlar akıttığını kendisinden dinledik. Bunları Alevi Sünni kardeşliği için yapıyorum dedi ama nedense Aleviler parayı aldı. Cemevlerinin sayısı çoğaldı. Ne de bu 30 senede İzzettin Doğan gerçek islama yaklaştı..

1995-2000 Solcu Fetulah. Eceviti destekleyen, onu cennete koyan, onun için ağlayan, ayılan bayılan Şefaatçi Fetulah.

1995- 2013 Amerikalı diyalogcu, “Papa hazretleriyle” aynı misyonda olmaktan ve bu misyonun bir parçası olmaktan gurur duyan vatikancı Fetulah.

Bunu dünyaya ilan etmekten de hiç bir şekilde çekinmeyen Papa’cı Fetulah.

Ama değişmeyen tek şey vardı bu 40 senede, o da; “ağlayan Fetulah”. (elinde buruşuk bir mendili olurdu. Bu sebeple yıllarca Fetulaha çok lakaplar takıldı halk arasında bu abartılı gözyaşı, mendil ve burun ilişkisinden dolayı.)

Evet gözyaşları hariç bu 40 senede Fetulah da değişmeyen tek şey “değişimin kendisi” oldu. Fetulah heep değişti yani. Çizgisi, söylemleri, dostları, düşmanları, sözde hassasiyetleri heep değişti.

Daha birine alışamadan diğer bir maskeyi takınırdı. Maskeler çıktı, maskeler takıldı. Aynı isim altında onlarca farklı maske.

Aslında 1978 lerde ilk defa ehli sünnet alimlerine açıktan dil uzatmaya teşebbüs ettiğinde, Ashabı kiramın bazılarını tenkide yeltendiğinde Necip Fazıl hayret etmiş ” Sen de mi Brütüs!?” demişti.

1990 larda kendisiyle ilgili biyografik sorulu cevaplı kitaplar hazırladı Zaman gazetesi. O kitaplarda Fetullah kendisini anlatıyordu. Hatta bazı sorulara ithamlara cevaplar veriyordu. Birisinde Lawrens in arapları 400 yıllık Osmanlı istibdatından kurtardığını, bu kurtarma ve özgürlük operasyonunda büyük dedesinin Lawrense yaverlik yaptığını iftiharla anlatmıştı. Söylediğinin hakikatle ilgisinin olup olmadığını hiç bir zaman bilemedik.

Mezhepsizliğin fikir babası İbni Teymiyyen’in hayranıdır Fetulah. İbni Teymiyyenin İslam dünyasına ne büyük fitneler getirdiğini ehil olanlar çok iyi bilir.

Meşhur siyonist, Osmanlı düşmanı Cemaleddin Afgani’nin meftunudur Fetulah. Zaten Cemalettin Afganiyi tanıyan bir kişi daha ilk bakışta Fetullahın onu kendisine örnek aldığını görmekte zorlanmaz. Tarzları ve fikirlerini yayış biçimleri, hem müttakii bir mümin gibi görünüp öte yandan asıl fikirlerini insanlara morfinle hissettirmeden verişleri, birebir benzeşir. Afgani: İstanbula geldiğinde hristiyan ve yahudilerin de cennete gideceklerini savunan ve “peygamberlik sanattır” diyecek kadar küstahlaşan bir sözde modernist…

Mısır, El-Ezher’in Kurucu Rektörü mason Abduh’ta Fetulahın ilgi alanına girenlerden olmuştur. Çünkü Abduh Afgani’nin has talebesidir.

Bakarsınız zaman zaman devletçidir Fetullah.

Zaman zaman Devlet düşmanıdır Fetulah. ( ki bu yüzden tevkif bile edildi)

Büyük ortadoğu Projesinin “papalık kanadının, misyonunun bir parçası olmak” isteyen Fetulah. ( kendi ifadeleri) Papaya yazdığı mektubunu Zaman Gazetesi yayınlama gafletinde bulundu da anladık açıktan açığa.. İbretlik olan bu mektubun heralde tarihte bir başka örneği olmasa gerek. Düşünün, devri saadette ya da devri Osmanlı’da şöhret bulmuş bir cemaat liderinin papaya böyle bir mektup yazdığını.. Derhal hükmü kesilir, şeyhülislam yahut kadı efendi kalemini kırar, “el cevap kim ki bu gayrı Müslim Papa zındîkına böyle densüz bir mektub yaza, ol deyyûs, âyân beyân ve cehren Mürteddir” der ve mürtedler için hangi had uygulanırsa onu uygulardı..

Gençler! İslamın izzet ve şerefi her türlü davanın, dava adamının hedefinden, fikrinden, planından üstündür. Mühimdir, ehemdir! Müslümanların menfaati için, gelmesi muhtemel zararların defi için bir sultan, bir hükümdar, bir başbakan, bir devlet adamı temsil ettiği siyasi otoritenin onayıyla gerektiğinde Papa ile de oturabilir, hahamla da objektiflere poz verebilir. Onları İslamın umumi menfaati için besleyebilir, defi bela için onlara siyaseten yakınlık gösterebilir. Bu olmuştur, tarih boyunca ecdadımız tarafından yapılmıştır. Ama ancak ehlince, islamın ortak otoritesinin, ortak kararıyla “ehlince” yapılabilir. Ancak kimden izin aldığı bilinmeksizin bir “din adamı” kalkar da “Papa Hazretlerine” gider ve densiz ve adice ifadelerde bulunursa bunun adı doğrudan “İslama ve Müslümanlara ihanet” olur.! Tevili olmaz. İzah edilecek bir yanı bulunmaz.

İsraille iyi geçinmek gerektiğini vurgulayıp duran Fetulah. ( hatırla Mavi Marmara’yı)

Maalesef Osmanlısını yitirmiş, hilafetini kaybetmiş yetim, başsız, kimsesiz bir İslam dünyamız var bugün. Ve bu yetimlik bizlere çok pahalıya mâl olmuş. Almamız gereken ilimleri alamaz olmuşuz. Edinmemiz gereken yüksek İslam ahlakını, seciyesini, firasetini, idrakini, ihlasını bulamaz olmuşuz. Harfler değişmiş, kelimeler değişmiş, manalar değişmiş. Böylesi bir dünyada baba oğluna dedesini anlatamaz olmuş. Kur’an deyinca her dimağ başka şey anlar olmuş. Ve bu bizce istenmeyen ortamı hazırlayanlar, bizce istenmeyen bu ortamdan istifade eder olmuşlar. Sonuçta dinine câhil kalan müslümanları manüpile etmeğe, doğru yönlere gidiyormuşlar zannettirip yanlış yönlere çevirmişler. Sahte şeyhler, sahte alimler, sahde dini liderler peydah olmuş. Ümmeti Muhammede narkozlar verilmiş. İdrakler kapatılmış.

İşte bu puslu havanın fırsatçılarından birisidir Fetullah!

Maalesef “Hizmet” kelimesi de anlamını yitirmiş Fetullahın elinde. Allaha, Kitabullaha, Sünnetullaha, Rasülullaha, Sünneti Rasülullaha olması gereken “hizmet”, içi boşaltılarak nereye, niçin, nasıl hizmet ettini bilmeyenlerin koşuşturması haline getirilmiş.

Bugün esefle ve esefle “hizmet” kelimesinin anlamı aslından çook uzaklarda.

Para ile öğrenci okutan ticari kolejlere zekat toplamanın adı olmuş “Hizmet”. Cemaat menfaatleri için adam avlama merkezleri olan, binlerce liralık ücretli dersanelere müslümanlardan allı pullu sözlerle zekat ve kurban toplamanın adı olmuş “hizmet”. Ticaret hanelere her sene yurdum insanından milyar dolarlar toplayıp bu paralardan da “klise ve cem evlerine” ödenekler ayırmanın adı olmuş “hizmet”!

Kıymetli gençler!

Neler gördü bu Türkiye. Daha neler görmeğe de devam edecek. Sizler belki hatırlamaszınız, cami kürsülerinde ağlayıp coşarken, Kur’anı kerim fırlatırdı milletin üstüne Fetullah. “Maneviyattan” cezbeye kapılıp kendini kaybederdi. Düşünün, yurdum insanına bu haller bile hoş gelirdi. Elinde gerçek alimle sahte alimi ayıracak bir ölçüsü olmayan bu garip bir kısım Türkiyem halkı, camilerde akıtılan göz yaşlarına kurban olur, peşine takılıp giderdi takıldığı geminin hangi limana gittiğini bilmeksizin. Elindeki tek ölçüsü, kerameti kendinden menkul gözü yaşlı hocaların efsaneleşen hikayeleri olurdu. Ve işte o günlerde atılan o ölçüsüz tohumların sonuçlarıyla karşı karşıyayız bugün.

İmanlı ama imanları lekeli, koskaca bir kitle. En doğrunun ne olduğunu bilen değil, “yaptığının en doğrusu olduğunu” bilen bir kitle. Nur ile nar iç içe. Hamurla çamur hercü merc.. Bir yandan alnı şöyle ya da böyle secdeye giden, beri yandan o secdenin sahibinin düşmanlarını safdilce kendisine yaren yapan bir nesil…

Ne acı, ne kadar hazin.!

Enteresan bir figürdü Fetulah ! Bazen cemaate küstüğü olurdu. Açıp bakın internetten görürsünüz ve seyrederken siz utanırsınız onun adına. Kürsüye çıkar ve bağıra bağıra ağlardı. Sonra baygınlıklar filan geçirirdi. Olay olurdu. Allaaah!! Diye feryad edenler çıkardı aralardan. Tarif edemem size. Korkardı küçük çocuklar. Nooluyor bu amcalara diye. Delirdi mi bunlar! Korka korka bakarlardı etraflarına. Kimisi de korkudan ağlardı.. Ve bütün bu traji komik sahnelerin ardından sonraki hafta Cami Reytinglerinde patlama yaşanırdı. İç-dış Cemaatle dolup taşardı. İnanılmaz gelmesin bu anlattıklarım, oluyordu bütün bunlar. Bizzat canlı şahitleriyiz biz.

Burada, şimdi sebeplerine girmeyeceğim bu olup biten kara fitnelerin.

Bu yazımda, birlik ve beraberlik içinde olmayan Müslümanların, cehaletlerine, tembelliklerine, firasetsizliklerine ve bu sebeple Fetullah vari kişilerin yol bulup, boşlukları doldurup, nasıl fırsatları kâra çevirebildiğine girmeyeceğim.

Aslında hâlâ hatalar, isyanlar ve kusurlarımızdan vaz geçmemiş olan biz müslümanların, adeta bu kabil kişiler tarafından aldatılmayı, cezalandırılmayı hakettiğimiz konusuna değinmeyeceğim.

Kendi İslam birliğini muhafaza edemeyen alemi İslam’ın pek tabii iplerinin diğer ellere geçeceğinin altını çizmek istemiyorum.

Ve bizleri Papa Hazretlerinin önüne kadar götürüp, bizim adımıza “Papalık misyonunun bir parçası olmak” istediğini söyleyerek Türkiye müslümanlarının şerefini beş paralık etmiş bedbahtların ekmeğine yağ süren sahte Tarikatlere, sahte Şeyhlere hiç temas etmeyeceğim.

Elbette ki onlara da yüreğimiz buruk bir kaç kelam etmenin sırası gelecek.

Evet,

Hasılı gençler, kendisini “hizmete” kaptırmış ya da kaptırmak üzere olanlar, şimdilik bir miktar rüya aleminde yaşayanlar, kalbinizi açın ve kulak verin!

Bu memleket bir tane değil 40 tane Fetullah gördü şu 40 senede. Herkesin bir Fetullah’ı vardır kalbinde; kendisinin hayal ettiği. Kendince kahramanı olan Fetulah. Tüm bu cümlelerden anlaşılacak; Hiç birinizin de Fetulahı birbirine benzemiyor, benzemeyecek. Çünki ortada 40 çeşit Fetulah var, 40 çeşit “Fetulahcılık” var.

İnadına “Durmak yok Hizmete devam” diyenler! Dikkat edin, cahili inadı öldürürmüş. Kalplerinizi yazıktır öldürmeyin. Soluk benizli “çakma nurculardan” olmayın. Olacaksanız adam gibi nurcu olun.

” Tarkan’ın, oynama şıkıdım şıkıdım’ını söyleyen bir Afrikalıyı görünce gözleriniz sulanmasın hemen. Türkçe olarak bi Amerikalı size “meraba” deyince bunu bişey sanmayın. Hadi bizim nesil neyse de, bari siz yapmayın. Yemeyin bunları. Aldanmayın bunlara.

“İslam davasına gönül vermiş, yüreğinde iman ve Kuran sevdası olan müslüman çocuklar” sizi heyecanlandırsın.

Ecdadının yolundan yürüyen, Rasülünün izinden çıkmayan, Rabbisinin Cemalini özleyen nesiller sizi heyecanlandırsın.

Hem ilahi ilimlerle mücehhez hemde dünyevi ilimlerde zirve, imanlı tavizsiz, ehli sünnet gençler sizi heyecanlandırsın.

Bu devirde sadece ve ancak yalın bir imanın kurtarılamayacağını, imanın ancak ve ancak “şartlarıyla” beraber kurtarılabileceğinin idrakinde olan nesiller sizi heyecanlandırsın. İşte ozaman sevinçten ağlayın. İşte ozaman saygıyla ayağa kalkın, sevgiyle kucaklayın onları.

İmanları kurtarmak için kiliselerden dönün evlerinize. Evlerinizdeki yangını söndürün evvela. Kalplerinizdeki islamsızlık yangınını söndürün evvela. Allı pullu sözlerle körpe beyinlerinizi tatmin etmeyin. Henüz Kur’an’ınızı tam olarak bellemeden, İslamınızı tam olarak yaşamadan, İslami ilmlerinizi tam olarak ikmal etmeden, kalplerinizi mutmainneye ulaştırmadan, ne hazindir ki sürüyorlar sizi küffar içine.. Ünsiyetiniz yavaş yavaş değişiyor ama siz bunu anlamıyorsunuz. Ve işte gelinen noktada yaşadığınız gibi inanmaya başlıyorsunuz.

Gençler,

Hayal kurun ama rüya görmeyin. “Hizmet” diye bir şey yok ortada. Ortada Allah’ın dinine, Kitabına, Rasülüne ve o Rasül’ün sünneti seniyyesine uygun “hizmet” diye bir şey yok. Üç beş yerde kendiliğinden müslüman olmuş insanları görünce, beş on yerde farklı maksatlarla cami yapılınca, Samanyolu’nda klise kokulu hocalı-papazlı kalitesiz dizileri seyredince, Ayna’da dünyadaki kolejleri ve o kolejlerdeki kendini feda etmiş iyi yürekli ama saf, ama kandırılmış genç abileri görünce iyi birşeyler oluyor sanmayın. Ağdalı cümlelerle konuşan bir Fetulah’ı iki de bir ayet hadis okurken görünce hizmet oluyor sanmayın.

Yıllar, milyarlar, kitleler, umutlar feda edildikleri şeylerden daha fazla ise burada kandırılmışlık var demektir. Daha iyisi yapılabilecekken, emekleriniz, zamanlarınız daha değersiz şeyler için harcatılıyorsa burada ya bir art niyet, ya bir gizli plan ya da bir dava bilmezlik, hakk yolda olmazlık var demektir.

Kaybettikleriniz kazandıklarınızdan çoksa bunun adı hizmet olmaz, hezimet olur. Uyanık olunuz.

Bugün, bu ülkede yaşayan halkın psikolojisine uygun, eğilimlerine uygun sosyolojik planlar yapılmakta. Nefislerinizin hoşuna gidecek, duygularınızı okşayacak İslami “hizmet” oluşumları sunulmakta size. Herşey, sizin olup bitenleri “hizmet” zannedebilmeniz üzerine kurgulandı. Bu bir oyun ve bu devam eden oyunun figürleri de sizlersiniz.

Gençler! Bu vatanın aziz evlatları!

Üzerinizde oynanan bu oyunları farkedin ve geleceğinizi daha da önemlisi manevi istikbalinizi bedbahtların eline teslim etmeyin.
İnanın bu “Dünya’nın” yetişkinleri hayal edemiyeceğiniz kadar düzenbazdır. Bu düzenbaz dünyanın kokuşmuş yetişkinlerine aldanmayın. Onların hesapları hep başka olur.

Sarsılmaz ve şaşmaz yol olan Ehli sünnet yolunu öğrenin. Sarılacağınız yol, tutunacağınız ip, yaslanacağımız duvar o olsun. Hiçbir kimse tarafından asla kullanılmazsınız. Hiç bir bedbaht sizi istismar edemez. Ucu nereye varır, kökü nereden gelir belli olmayan dâvâlara, yollara, hizmetlere kurban gitmezsiniz. Heba olmazsınız.
Gidin dininizi, İslamınızı, mukaddes değerlerinizi öğrenin güzelce, onlarla yaşayın, yetişin büyük adamlar olun. En büyük hizmeti yapmış olacaksınız. Ne idükleri belli olmayan mihrakların değil kendi hayallerinizin peşinden koşun. Bu hayalleriniz de daima Allah ve Rasülünün emirlerine uygun, yasaklarına uzak olsun. İtikadınız, yani inanmanız gereken her ne varsa “ehli Sünnet vel Cemaat” inancı üzere olsun. Bu iki sırlı, nurlu kelimeyi unutmayın. Bu Dünyada da, Kabirde de, mahşerde de, mizanda da bu iki Sırlı, nurlu kelime koruma kalkanınız olacak. Işığınız olacak, kandiliniz olacak. “Ehli Sünnet vel Cemaat”… Öğrenin bu iki kelimenin manasını ve gereğini yapın. Pusulanız olur. Hiç bir yolda şaşmazsınız. Ve hiç bir kimse ya da kimseler de sizi şaşırtamaz. Hiçbir dev “hizmet organizasyonu” sizi baştan çıkartamaz. Başınızı döndüremez, rüyalar gördüremez. Eğer bu iki kelimeyi beller ve gereğince yaşarsanız gençler, herşeyden önemlisi Müslüman olursunuz! Hasılı Adam olursunuz. İnsan olursunuz.. Rabb’iniz de sizden razı olur.

Haydi kalın sağlıcakla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s