CÜMLETEN MERHABA

Image

Yıllar evvel büyüklerimden bir bilge adamla zamanın politikacılarından Osman Bölükbaşı’nın arasında geçen bir konuşmayı dinlemiştim. Benim için memleket meselelerinde daima aklımda muhafaza ettiğim önemli tavırlardan biri olmuştur.

Osman Bölükbaşı 1954-55’li yıllarda zamanın hükümetine yani Menderes ve arkadaşlarına meclisten ve meydanlardan verip veriştirmenin dozunu iyice artırmıştır. Malum Anadolu Fırtınası “bay çene” rahmetli Osman Bölükbaşı’nın hakikaten nüktedan ve etkili bir uslûbu vardır. Binlerce kişi konuşmalarını dinlemekte ve etkilenmektedir. Gerçi her ne kadar dinleyicisi bol olsa da bu ilgi bir türlü kendi partisine oy olarak kazandıramamıştır ama muhalefet bu işten, Demokrat partiyi yerden yere vuran bu keskin dilli politikacıdan son derece memnundur. Yani zamanın CHP’si; İsmet İnönü… Halbuki Bölükbaşı CHP zihniyetinden daha çok rahatsızdır. Felsefeleri, inanışları, tarzları ve bu memleket için beklentileri taban tabana zıttır CHP ile… Osman Bölükbaşı için dünyadaki cennet CHP’siz bir Türkiye’dir. Ancak onun dikkati bir türlü hazmedemediği iktidar partisi üzerindedir.

İşte tam da bu zamanlarda yazımın ilk cümlesinde bahsettiğim o Bilge Adam ile Osman Bölükbaşı bir mecliste karşılaşırlar. Hoş beş ettikten sonra Bilge Adam, Bölükbaşı’na “Neden bu kadar hükümete yüklendiğini” sorar. Bölükbaşı samimiyetle cevaplar. O günlerde kendi şahit olduğu ya da bildiği yanlışlıkları bir bir saymaya başlar. Ciddi ithamlar da vardır söylediklerinin içinde. Hükümeti sarsacak cinsten… Bilge adam sükûnetle dinler ve ikinci sorusunu sorar. Peki, der azizim, diyelim ki bu iddialarında haklısın ve anlattıklarının hepsi doğru. Ve senin bu ifadelerin doğrultusunda hükümet zarar görse ve devrilse acaba devrilen hükümetin yerine sen hükümet olabilecek misin? Bölükbaşı tereddütsüz cevap verir; “Hayır, asla…” Devam eder Bilge Adam; “Hükümet devrilse yerine kim geçer dersin?” “CHP” der akıllı politikacı ve tabiki Bilge Adam’ın ne demek istediğini hemen anlamıştır.

Ne zaman Türkiye’de iktidarlar ve muhalefetler birbirine girse, meseleyi düşünürken yukarıdaki bu konuşma gelir aklıma.

Yurt dışından henüz geldim. Vatanıma ve gelir gelmez İstanbul sokaklarında tabak tencere almış yüzlerce insanla karşılaştım. “Hayırdır; ecnebi memleketlerde görmeye alıştığımız cadılar bayramı yahut çingeneler bayramı filan mı var?” diye sordum arkadaşlarıma. Ya da Budistlerin şeytan kovalama ayinleri vardır gecenin ortasında gürültü yaparlar ki şeytanlar, cinler, kötü ruhlar mahalleyi terketsin. Güldüler, “Ağaç kestirmeme ayini var” dediler.
Neyse mesele vahimdi. Çok üzüldüm. 21. asrın “münevver ve istikbal vaadeden nesli” sokaklara dökülmüş, ağaçtan sebep vahşiyane bir edepsizlikle yollara, iş yerlerine ve asayişi sağlamakla görevli polisimize saldırır olmuş. İnsan hakikaten üzülüyor.

Ama benim asıl meselem bu da değil bu yazımda. Asıl üzüldüğüm “bu cadılar bayramını” fırsat bilen müsbet bazı mihrakların da aynı saflarda olmasalar da cadıların bu gürültüsünde havayı biraz daha kirletme girişimleridir. Sevsek de sevmesek de, beğensek de beğenmesek de hükümet hükümettir ve tüm İslam aleminin medarı iftiharı olan bu ülkenin istikrara, huzura, güvene ihtiyacı vardır. Özellikle yönü Kıble’ye dönük olan kardeşlerimin dikkat etmesi gerekir. Bu cadılar bayramı sadece cadıları memnun eder. Her şey geçer. Karanlık biter. Cadılar karanlığın içinde şatolarına çekilir. Güneş doğar. Geriye koca bir enkaz ve aldanmışlıklar, pişmanlıklar kalır. Sonra da bu cennet vatanımızın tepesinde “cadılar” ebediyyen bayram eder.

21. asrın dünyaya örnek tecrübeli Türkiye’si meselelerini kavga etmeden ve “gazlara” gelmeden edeplice çözebilmelidir. Bize, biz Türkiyelilere bu yakışır. Unutmayalım babaları ölmüş yetimler gibi Tüm İslam milletleri bizleri bekliyor. Ve inanın utanç verici bu gürültüler koca bir İslam medeniyyetini ye’se, korkuya, endişeye ve gayri müslim dünya karşısında utanca sevkediyor. Her hareketimiz an be an seyrediliyor. Dünyadaki medyayı elinde tutan beynelmilel kapitalist cadılar da olup bitenleri binlerle çarparak İslam alemine aksettiriyor. Attığımız her adımdan evvel bunları da hesap etme mecburiyetimiz var.

Aslında bu köşemde sizlerle hiç bir politik mülahazaya girmeden dünyanın bin bir köşesinden hafta hafta derlediğim, bizzat yaşadığım, içimizi ısıtacak hatıralarımı paylaşmayı planlıyordum. Lakin hayat her zaman planlandığı gibi olmuyor. Ayağımın tozuyla geldiğim Can vatanımda bu hafta karşılaştığım memleket manzaram maalesef bu ve bana ayrılan bu köşemde yazılarıma böyle bir girizgah yaparak sizlere merhaba demiş oldum.

Bu cennet vatanı seven tüm idrakli, insaflı, izanlı kardeşlerime cümleten merhaba…

Selamların en güzeli üzerinize olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s